Ana içeriğe atla

Ikea Etkisi

Ikea etkisi... Kendi emeğini katmanın verdiği tarifsiz mutluluk ve başarma duygusu.
Satış konusunda oldukça başarılı bir girişim hatta bununla ilgili Harvard Üniversitesi tarafından yayımlanmış bi makale mevcut.
Makale 1950' lerle yapılmış olan ve piyasaya sürülen hazır kek ürünlerini anlatarak başlıyor. Bu ürünleri alıp geliyorsunuz ve yapmanız gereken tek şey içerisine su eklemek... Bu olayı ve makaleyi uzun uzun anlatmayacağım çünkü hem makalenin linkini hem de Barış Özcan 'ın bu konuyu ele aldığı videonun linkini en aşağıda paylaşacağım.
Neyse biz piyasaya sürülen ürüne geri dönecek olursak bu ürün yıllarca beklenen etkiyi tüketicinin üzerinde gösteremiyor. 
Peki sizce bunun sebebi ne?
İşte burada devreye insan faktörü giriyor. 
Barış Özcan bu konuyu anlatırken konunun daha ticari ve sanatsal yönlerine eğilmiş. Ama ben makaleyi okurken konuya daha farklı bi açıdan yaklaştım doğrusu...
Hani kadınlardan ya da erkeklerden en çok duyduğumuz ayrılık yakarışı şudur; "Ona her şeyimi verdim. Sevgimi, vaktimi... Ama o ne yaptı? Beni terk etti!".
Peki ama neden? Sahiden bu kadar gaddar mı tüm bu insanlar? ya da bu kadar mı toklar sevgiye?
Halbuki modern insanın en büyük sorunlarından biri yapaylık ve sevgisizlik değil mi?
İşte bence burada devreye Ikea etkisi giriyor.
Ben aşık olduğumu düşündüğüm ya da hoşlandığımı düşündüğüm tüm insanları ele aldığımda kendimde şunu fark ettim ; ben istemişim o insanı ve o insan için uğraşmışım. Hiçbir zaman bana "seni seviyorum" diye gelen bi erkeğe karşı gram duygu besleyememişim. 
Çünkü istemişim ki o paketi satın aldığımda içine sadece su katarak kek elde edemeyeyim, yumurtayı da ben ekleyeyim ya da sütüne karar vereyim en azından. Ortaya çıkan keke işte bunu ben yaptım diyebileyim.
Bu sebebin varoluşsal ya da evrimsel açıklamasını yapacak bilgi birikimim yok fakat hepimizde olay biraz böyle değil mi?
O zaman neden ikili ilişkilerimizde kendimizi hazır kek paketi olarak sunuyoruz?
Özellikle kadınlar olarak bunu çok sık yapıyoruz. Belli bi eşiği geçtikten sonra adam biliyor ki artık su katmasına bile gerek yok kek tabağında duruyor.
Bi insan sizi ne kadar severse sevsin asla tabakta olduğunuzu hissettirmeyin. Rol yapın demiyorum. Ben asla rol yapamam mesela ama o tabağa da girmemeliyiz. Kendi alanlarımızı oluşturmalı , kendi hobilerimize odaklanmalıyız ve o insandan ayrı geçireceğimiz sadece kendimize özel vakitlerimiz olmalı.
Başka bi örnek daha vermek gerekirse eğer çıplaklık algımızdan bahsedebiliriz bence...
Size seksi gelen şey nedir? Bi insanı tamamen çıplak olarak görmek mi ya da transparan olarak görmek mi?
Benim için her zaman ince tüller, vucut hatlarını biraz belli eden ama tam olarak da çıplaklık sunmayan ürünler daha seksi olmuştur. Çünkü kendime bıraktığım bi hayal gücüm oluyor. Görebildiğim kısımlardan bütünü hayal etmek her zaman beni daha çok cezbediyor... Tamamen bana sunulan bi bedendense hayal ettiğim bi bedeni daha çok merak ediyorum.
İşte Ikea etkisinin insan ilişkilerindeki psikolojik yansıması bence tam olarak bu.
Kendimizden bir şeyler vererek karşımızdakine kattığımız anlam aynı zamanda onu bir parçamız haline getiyor ve bu da kaybetme korkumuzu tetikliyor. Kaybetme korkusu ve hayal etme hakkının her zaman elimizde olmasıyla ortaya çıkan merak da sevgimizi her daim canlı tutuyor :)




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye’de 1960 Dönemi Aşırı Sol Hareketlerin  Radikalleşme Araçları: Yön, TİP ve FKF   Giriş Sanayileşen Avrupa ve bu gelişmeler ışığında ortaya çıkan işçi sınıfı Marx’ın Engels ile birlikte ideolojisini geliştirdiği, kapitalizme karşılık gelen bir sistem bulmuştu; sosyalizm. Sosyalizm ilk yıllarında çoğu kişi tarafından ütopik olarak karşılansa da 1905 ve 1917 Rus Devrimlerinden sonra gerçek yaşamda da karşılığı olabilir umudunu doğurdu. Rus devrimlerinde kilit rol oynayan Lenin ise bu yeni ideolojiye devrimci birkaç özellik daha ekledi. Marx’ın devrimci aktörleri işçi sınıfı iken Lenin’in devrim için seçtiği aktörü öncü partiydi. Marx’a göre işçiler belli bir süre sonra farkındalık sahibi olacaklar ve devrimi gerçekleştireceklerdi. Oysa Lenin işçilerin asla bu farkındalığa kendi başlarına ulaşamayacaklarını, bu bilince ulaşmalarında bir “öncüye” ihtiyaç duyulduğu fikrini ileri sürdü (Heywood, 2012: 85). Fikri koşulları oluşmaya başlayan devrimci hareketlere Mao’nun uzun sür...
Geçmişten Günümüze Ermenistan ve Terörizm Terörizm literatüründe aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya terörizm olarak iki farklı tipoloji bulunmaktadır. Aşağıdan yukarıya terörizmde hedef devlet yapısı ve düzeni iken yukarıdan aşağıya terörizmde devlet tarafından halka karşı bir hukuk dışı şiddet söz konusudur. Bunların yanı sıra bir de terörizme davet çıkaran, terörizm faaliyetlerine her daim destek olan ve devlet politikası olarak terörizmi kullanmaktan geri durmayan ülkeler mevcuttur. Bu devletler gerek devlet olma yolunda başvurdukları bir yöntem olarak gerekse devlet olduktan sonra kullandıkları bir strateji olarak terörizmi her daim çantalarında bulundurmaktadırlar. Bu ülkelerin başında ise Ermenistan gelmektedir. Bu yazının konusunu da Ermenistan devleti ve terörizm ile paralel ilerleyen politikaları oluşturmaktadır. Ermeni Ayaklanmasına Giden Süreç Napolyon Asrı, Viyana Kongresi ve Avrupa uyumu, Rusya’da başlayan nihilist hareketler, İtalya’da görülen faşizm (modern gerilla ö...
Ütopyadan Distopyaya: Terör Örgütünde Kadın Olmak   Görkem Çalışkan Hatice Varol Giriş Kadın teröristler son yıllarda birçok araştırmacının yöneldiği bir araştırma alanı olmuştur. Modern terörizmin başlangıcından bu yana kadınlar, terörizm sahnesinde yer almakla birlikte son yıllarda daha göze çarpar hâle gelmişlerdir. Kadın teröristler gerek sol gerek dini motivasyonlu terör örgütlerinde, örgütün her kademesinde aktif rol oynayan bireylerdir. Kadınların radikalleşme süreçleri ve nedenleri erkek bireylerden farklılıklar gösterebilmektedir. Bu makalede; PKK terör örgütünün Suriye uzantısı olan YPG ve DEAŞ terör örgütlerinde kadınlar nasıl radikalleşmiş, örgütler hangi radikalleştirme yöntemlerine başvurmuş ve kadınların örgütlerdeki konumları nelerdir gibi sorulara cevap verilmeye çalışılmıştır. Radikal Dini Terör Örgütleri Radikal dini örgütlerin başlangıç noktası aslında insanlık tarihi kadar eskidir. Roma döneminde faaliyet gösteren Yahudi örgütlenmesi Zealotlardan Ermeni terör ö...